27 Ağustos 2024 Salı

FARKINDALIK

Farkındalık, belki son zamanlarda özellikle sosyal medyada en çok kullanılan kelimelerden biri. Peki nedir bu farkındalık? İnsanların; kitap, film, sosyal medya aracılığıyla veya sosyal hayatta gözlemleyerek yaşamla ilgili bilmediği, deneyimlemediği bilgileri fark etmesi ve öğrenmesidir. Peki  farkındalık sahibi olmak iyi midir? 
İnsanlar; bu bilgilere eriştiklerinde iki şekilde tepki verirler. Ya kendi hayatlarında bu bilgileri kullanmak gerektiğini düşünürler ya da bu bilgilerin kendi hayatları ile ilgili değil de başkalarının hayatları ile ilgili olduğunu düşünürler. Bu bilgileri içselleştirmeden çevresindeki insanlara aktarırlar. Bu tür tepki veren insanların böyle düşünmesi bir çeşit savunma mekanizması olup bir nevi sigorta hükmündedir. Çünkü bu bilgilerin kendileri için olduğunu düşündükleri taktirde geçmiş yaşantıları ile yüzleşeceklerini ve bundan zarar göreceklerini hissedip kendileri ile bir ilgisinin olmadığını olsa olsa başka kişilerle ilgili olduğunu düşünürler. Bu gruptaki insanlar için günlük yaşamlarında ara sıra "içimde bir sıkıntı var ama neden olduğunu anlamadım " cümlesi dışında herhangi bir belirgin problem gözlenmemektedir. Nitekim bu cümleyi kurduktan sonra da bu durumdan kurtulmak için farklı savunma mekanizmalarını devreye koyarak kendilerini bu cümlenin sıkıntısından geçici de olsa kurtarmış olurlar. 

Gelelim birinci gruptaki insanlara; yani öğrenilen yeni bilgileri kendi hayatlarına uygulaması gerektiğini düşünen gruba. Bu kişiler, bu bilgileri yaşamlarında uygulanması gerektiğini düşündükleri andan itibaren bu kişiler için savaş başlar. Hem de nasıl bir savaş. Ülkelerin yüksek teknolojili silahları ile birbirlerine karşı açtıkları savaşa benzemez bu savaş. Kendilerine zarar veren  düşmanlara karşı verdikleri savaşa da benzemez. Peki neden saydığım savaşlara benzemez inceleyelim. Bu savaş öyle bir savaş ki karşı cephede görünen kişiler; bazen anneleri olur, bazen babaları, kardeşleri veya en yakın gördükleri dostları olur. Ama değişmez bir şekilde, kim olursa olsun yanlarında hep kendileri olur. Evet yanlış okumadınız. Bu öyle bir savaş ki karşı cephede hep kendileri vardır. Kendileri ve kendilerine en yakın olan değerleri vardır. İşte asıl farkındalık burada başlar. Karşı cephede bunu gören kişiler ya karşı cepheye doğru ilerleyerek savaşırlar ki bunlara savaşçı denir. Ya da "Ben bunlarla savaşamam" deyip kendi oldukları cephede kıpırdayamadan kalırlar. Evet kıpırdayamazlar çünkü bulundukları cepheye tek yön kapanlarla dolu bir yol misali geri dönüşü olmayan yollardan geçmişlerdir. Geri dönmek isteseler de dönemezler artık. Bundan sonra tek yapacakları ara sıra kafalarını cepheden hafifçe dışarı çıkararak karşı cephedeki yakınlarına bakıp üzülmek olacaktır. "Bunu bana nasıl yaparlar, ben onların çocuğuydum, kardeşiydim,  dostuydum"  diyerek öfkelenecek, hüzünlenecek, belki haykıracaklardır. Ne ileri gidebilirler ne de geriye dönebilirler. "farkındalık iyi midir yoksa kötü müdür?" sorusunu sorarak keşke buralara kadar gelmeseydim diye dizlerine vururlar. 

Gelgelelim karşı cepheye ilerleyerek savaşan kişilere yani savaşçılara. Bu kişiler ilerlediklerinde karşı taraftan atılan oklarla yaralar alırlar belki, ama her bir adımda kendilerini daha cesur ve daha gerçek görmeye başlarlar. Her gün bir önceki günden daha ileride olduklarını gördüklerinde içlerini bir huzur kaplar. Karşı cepheye yaklaşınca durumun kendi cephelerinden göründüğü gibi olmadığını, anne babasının, kardeşinin veya dostunun orda zorla tutulduklarını, bir nevi uyuşturucu etkisindeymiş gibi olduklarını görürler. Bu görüntü onlara yepyeni bir farkındalığın kapılarını aralamaya başlar. Her ne olursa olsun savaşmaları gerektiğini, onların aslında gerçek olmayıp belli belirsiz bir siluet olduklarını anlarlar. Bundan sonra daha cesur bir şekilde her gün biraz daha ilerlerler. Karşı cephedeki siluetlerin kaybolmadıklarını ama her gün cephelerini biraz daha geriye taşımak zorunda kaldıklarını görürler. Karşı cephe belki hiç bir zaman tamamen yok olmayacak ama her geri çekildiklerinde biraz daha uzağa gidecekler. Bir gün gelecek o kadar uzaklaşacaklar ki ufukta belli belirsiz bir çizgi gibi görünecekler. Artık karşı cepheden atılan oklar savaşçıya değmeyecek. Bu savaş, o savaşçıya mutluluğu belki tam olarak vermeyecek ama huzuru ve gerçekliği verecek. İşte farkındalığın bu aşamasındaki kişiler "iyi ki bu yola girdik, belki korktuk, belki yara aldık ama huzuru ve gerçekliği bulduk" diyecekler. 

Nerden mi biliyorum. Çünkü şu an o savaştayım.

27 Temmuz 2012 Cuma

SIRADANLIK

Sıradanlık, herkes gibi olmak, toplumun; kişinin kendisinden, mesleğinden, cinsiyetinden , kültüründen vs. beklenilen kalıplara uymak olarak tanımlanabilir. Peki nasıl bi duygu sıradan olmak düşündünüz mü? Belki de düşünmemize gerek yoktur belki de hissediyoruzdur zaten kim bilir. Bu kalıba giren kişi kalıpta olduğunun farkında değilse hiç bir sorun yoktur o kişi için. Mütevazi, risksiz, heyecansız bir hayatta mutlu mesud yaşamaktadır. Ancak bu sıradanlık kalıbının içinde olduğunun farkında olan insan için zehir zemberek günler başlamıştır demektir. Bu insanda hep bir kurtulma çabası vardır. Çırpınır  bir kaç deneme yapar ama özgüveni yeteri kadar gelişmemişse (ki gelişmemiş olma ihtimali yüksektir) nafile! Çırpınmayı bırakır ve sıradanlığa devam eder. Mutlu değildir, içinde bir şeyler yarım kalmıştır, bir olmamışlık vardır. Bu da acı verir yüreğine.belki bir kaç deneme daha yapar, güvenini toplarsa, şans veya kader yanındaysa olabilir ama yine de olmazsa ; çırpınma yoktur artık sinirleri alınmış bir canlı gibi tepkisizleşmiştir artık.. Mütevazi, risksiz heyecansız birazda mutluluk veren sıradanlık kalıbının kollarına bırakmıştır kendini ve usulca ölümü beklemektedir.